"Kondulardan gelmişik lo.
Açlık yoksulluk çekmişik,
Her sabahın seherinde,
Güvenpark’ta birikmişik.

Açlığın dini olmaz.
Yoksulluğun vatanı.
Körolasın, körolasın, körolasın kahpe devran.”

Biraz daha acı lütfen…

KİMSE BENİM SABRIMI ÖLÇMEYE KALKMASIN!!!!

Allah’ım aşırı ilgili mağaza satış elemanını hak edecek ne yaptım? :(

Evlenmek için gün sayanları öldüreceğiz! Hazır olun.

Çok çalışıyorum diye değil de, çok güzel uyuyorum diye para kazanmak istiyorum. İşte bunun için beş kuruşsuzum.

Ciğer solduran şarkı.

Hammerfall - Glory To The Brave

ilesya:

Demirtaş vurdu ve gol oldu…

ilesya:

Neden artık hiç kimse bir insanı, bir şehirde kalacak ya da bir şehri terk edecek kadar sevmiyor?

Akif Kurtuluş

Allah’ım sana geliyorum!!

Stone Sour - Wicked Game

bu da öyle bir anımdı.

Sene bilmem kaç… Orta okula yeni geçmişim. O sıra da cep telefonları yeni yeni yaygınlaşıyor. Sony Ericsson A1018 ler, gazete kupürüyle dağıtılan Arcatel telefonlar… Sınıftayız işte. Sınıf içerisinde sınıf. Zenginler ve onlara özenenler. Onlara özeniyoruz çünkü küçüğüz, istiyoruz elbisesini kendimiz dikmek zorunda olmadığımız daha güzel kıyafetli bir bebek.

Neyse işte, ilk teneffüsteyiz. Her ilk teneffüs olduğu gibi, tatil yapanlar yaptıkları tatilleri ballandıra ballandıra anlatıyordu, her ilk teneffüs olduğu gibi tatil yapamayanlar anlatılanları ağızları açık, imrenerek dinliyordu.

İkinci teneffüs konuşmalar cep telefonlarına kaydı. Biz evin telefonunu ilk açan olmak için yarışırken, onlar mesaj atmaya başlamışlardı bile. Babamın babaannemin bilezikleriyle aldığı telefonuna dokunmak bir yana görmek bile mutlu ediyordu beni. Beklentim bu kadar küçüktü.

Cep telefonunu anlatan kıza, ağzı açık dinleyen bir arkadaşım “Acaba cep telefonundan ev telefonuna mesaj atsak nasıl olur, kaç kontör gider?” diye sordu. Ve o kız “Hiçbir şey olmuyor. Ben denedim mesaj gönderilemedi diye geri mesaj geliyor. Gitmiyor yani kontör” dedi.

Biz bunu düşünmeye bile çekinirken, mesajın gidip gidememesi değil de, kaç kontör harcanacağını, yapsak babamızın suratımıza indireceği tokatın kızarıklığını nasıl geçireceğimizi düşünüyorken, o kız bunu denemiş ve bize bunu gülerek anlatıyordu. Buna cesaret edemeyen bizler babalarımızdan onun yerine de korkuyorduk. Onun umurunda değildi ama, biz bu gerçeği öğrendikten sonra bile bunu denemeye cesaret edemeyen korkak çocuklardık.

Büyüdük; korkak ergenler olduk. Biraz daha büyüdük; korkak gençlik olduk. Durmadık biraz daha büyüdük, korkak bireyler olduk.

Korkuyoruz abiler ablalar. Öyle bir korku ki bu; pazartesi sabahı kesmeyi unuttuğumuz tırnaklarımız için parmaklarımıza yediğimiz cetvel dayağının ruhumuzda açtığı derinlikteki gibi. O kadar eğreti ama bir o kadar da gerçek. Korkuyoruz yaşamaktan bile.

“İntihar diye bir şey
Yok bu dünyada.
Ölümle biten bir intihar yok.
Asıl intihar,
Her gün yaşamakta.”
— Ahmet Erhan

Whatsapp son güncellemesiyle yaptığı yazım yanlışını da düzeltmiş. Artık ‘çevrimiçi’ değil, ‘çevrim içi’ yazıyor.

Tişikkirlir sipirmin.<3

“Kan kurşundan silinince kardeş olur, kardeş olur, kardeş olur eller bana…”
— Ülkü Tamer - Gül Dikeni